Terk Nedeniyle Boşanma

Türk Medeni Kanunu’nda evlilik birliğinin sona erdirilmesi, kanunda yazılı belirli sebeplerle mümkün olabilmektedir. Bu sebepler arasında terk, ciddi bir boşanma nedeni olarak yer almaktadır. Terk, eşlerden birinin, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla, isteyerek ve sürekli olarak ortak yaşamı terk etmesi ve haklı bir sebep olmadan bu yaşam birliğine geri dönmemesi durumudur. Bu yazıda, terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için gerekli olan şartlar, yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin yargıdaki yeri ayrıntılı bir şekilde incelenecektir.

Terk Tanımı ve Hukuki Şartları

Türk Medeni Kanunu’na göre, terk, evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla eşlerden birinin ortak yaşamı terk etmesi ve haklı bir gerekçe olmaksızın geri dönmemesidir. Terkin boşanma nedeni olarak kabul edilebilmesi için, bazı yasal şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar hem maddi hem de usul açısından önemlidir.

  • Ortak Yaşamı Bırakıp Gitme: Eşlerden birinin ortak konutu terk etmesi, terk eyleminin en temel unsurudur. Burada önemli olan, terk eden eşin, evlilikten doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla bu eylemi gerçekleştirmesidir. Sadece fiziksel olarak ayrılmak değil, duygusal ve sosyal bağların kopması durumları da dikkate alınmalıdır.
  • Haksızlık: Terk eden eşin, bu eyleminin haklı bir neden olmadan yapılmış olması gerekir. Dolayısıyla, hastalık, hapis, yurt dışında çalışma zorunluluğu, eğitim, askerlik veya esaret gibi bir neden yüzünden ortak konutta yaşama şansı bulamamış olan eş diğerini terk etmiş sayılamaz. Ancak, ortak yaşamı haklı bir nedenle terk eden eş, ortada haklı bir neden kalmadığı halde ortak konuta dönmezse, artık terkin gerçekleştiği kabul edilir.
  • Süreklilik: Terk eyleminin en az altı ay süreyle devam etmesi gerekmektedir. Bu süre, terk eyleminin geçici bir ayrılık değil, sürekli bir kopuş olduğunu gösterir. Süreklilik, en az altı ay kesintisiz olarak sürmelidir. Bu süre boyunca tarafların bir araya gelmesi veya ortak hayatı tekrar başlatmaları, terk nedeniyle boşanma davası açılmasına engel olur.
  • İhtar: Terk eden eşe bir ihtar yapılması gereklidir. İhtar, mahkeme aracılığıyla yapılır ve terk eden eşe, iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği bildirilir. İhtar, herhangi bir şekilde yapılmadığı takdirde, terk nedeniyle boşanma davası açılamaz. Ayrıca, ihtarın geçerliliği için, terk eden eşin yasal sürede dönmemesi gerekmektedir.

Boşanma Davası Süreci

Terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için yukarıda belirtilen şartların tümünün yerine gelmiş olması gerekmektedir. Eşlerden biri, diğerini terk etmişse, bu durum terk nedeniyle boşanma davasının açılmasını mümkün kılar. Ancak, davanın kabulü için yalnızca terk durumu yeterli değildir. İhtarın yapılmış olması, altı ay süresinin dolmuş olması ve terk eden eşin dönüş yapmaması gerekir. Bu şartların sağlanması halinde, terk edilen eş boşanma davası açabilir.

Türk Medeni Kanunu’ndaki Düzenlemeler

Türk Medeni Kanunu, terk nedeniyle boşanma ile ilgili olarak, 4721 sayılı kanunun 164. maddesinde açık düzenlemelere yer vermektedir. Bu maddede, terk nedeniyle boşanma davası açabilmek için gereken şartlar net bir şekilde belirtilmiştir. Ayrıca, eski Türk Medeni Kanunu’nda terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için aranan süre 3 aydan 6 aya çıkarılmıştır. Bu değişiklik, eşler arasındaki ilişkinin düzelmesi için daha fazla süre tanımayı amaçlamaktadır. Ancak, doktrinde bu sürenin bir yıl olarak belirlenmesinin daha sağlıklı olacağı değerlendirilmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Terk, Türk hukukunda önemli bir boşanma sebebi olarak kabul edilmekte ve bu sebebe dayanarak açılacak boşanma davalarında yasal olarak belirli şartların sağlanması gerekmektedir. Bu şartların yerine getirilmesi halinde, terk eden eşin davranışı hukuken kabul görmez ve boşanma davası açılabilir. Boşanma davası sırasında, mahkeme terk nedeniyle boşanmanın geçerli olup olmadığını değerlendirirken, tüm şartların mevcudiyetini araştıracaktır. Sonuç olarak, terk nedeniyle boşanma davalarının başarılı olabilmesi için, hem maddi hem de usul şartlarının eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi gerekmektedir.

Scroll to Top